Pages

5.8.12

Kahperengi

Kahperengi, Hande Altaylı'nın 3. kitabı, yeni çıktı. Taşradan şehire gelip hayatını yeniden çizen bir kadının aşk üçgenini anlatıyor. Ben daha önce aynı yazarın Maraz ve Aşka Şeytan Karışır kitaplarını da okudum. Ve şuan konularını bile hatırlamıyorum, genel olarak hiçbir kitabı, filmi daha sonradan hatırlamadığım gibi. :) Gözüme çarpan tek ayrıntı 2 kitaptan sonra Altaylı'nın dile hakimiyeti daha bir artmış, betimlemeler daha güzel. Çok edebi bir değer falan beklemeyin. Diğer tüm kitapları gibi 2 günde bitecek, akıcı ve sürükleyici bir kitap. Konu olarak çok ilginç birşey yok hatta klasik. Popüler kültürün esiri, şehir karmaşasındaki kaosa kapılan bir kadını anlatan kitap. Ben edebi kaygı peşindeyim derseniz okumayın, çerez gibi, plajda, yazlıkta okunacak, günü kurtaran kitap arıyorsanız okuyun.

Mesela ben bu bloga dönüp bakmayacak olsam yine hatırlamayacağım konusunu. :)

Handerella'nın Çekilişi

Handeler gecikmiş yılbaşı çekilişini yapıyor ve benim çok denemek istediğim Bath & Body Works Body Mist'lerden veriyorlar. Bana çıkmaz demeyin, şansınız deneyin. :)

http://www.handerella.com/2012/08/gecikmis-ylbas-cekilisi.html

9.7.12

Quick China Nişantaşı


Cumartesi akşamı Nişantaşı'nda nerede yemek yesek derken arkadaşımın tavsiyesiyle Atiye Sokak'taki Quic China'ya gittik. İyi ki de gitmişiz. Çin yemeğini çok sevmeme rağmen nedense İstanbul'da düzgün yapan pek bir yer yok. Çin Büfe hızlı ve ucuz yemek için iyi bir alternatif yalnız yıllardır havalandırma problemini çözemediler, içerisi feci derecede yemek kokuyor.

Quick China Atiye Sokak'ta çok güzel bir binada hizmet veriyor. Biz dışarıya konan masalarda yedik. Beyoğlu'ndaki yasaktan sonra dışarıda yemek pek keyifli oldu. Arkadaşımın "buranın porsiyonları büyük" demesi üzerine 2 tane yemek alıp paylaştık. Bademli tavuk ve dana etli noodle ikisi de gerçekten çok güzeldi.Doymuş olmama rağmen hala dana etli noodle yiyordum. Yan masaya cızırdayan soslar içinde vanilya kokan çok güzel bir tatlı geldi ama yerimiz kalmadığı için deneyemedik. Bir dahaki sefere aklımda :)

Garsonlar güleryüzlü, servis hızlı. Fiyatlar Nişantaşı'na göre gayet iyi. Servis bedelini hesaba dahil ediyorlar. Bir de yemek yerken Maritsa 'yı gördüm :)


Yemekten sonra böyle bir ıslak mendil getiriyorlar. İlk defa gördüm desem cahil demezsiniz inşallah. Hani balık restaurant'larında sıcak ıslak mendil gördüm de böyle kutuya basınca döne döne ve köpürerek çıkanı görmemiştim :)

1.2.12

Antep'in Hamamları

Bu akşam Toplum Gönülleri Vakfı'nın 19. Gençlik Konseyi için Gaziantep'e doğru yola çıkıyorum. Havaların buzlu, karlı olması ve benim kara yoluyla gitmem dışında bir korkum yok. İmam Çağdaş'a mutlaka uğrayacağım. Beyran çorbası da listemde. :) Umarım bol bol gezme imkanım olur bu havada da olsa.
Sıcak yorganınızın, battaniyenizin altında kalın benim için de. :)

29.1.12

Kurtuluş Son Durak


Annemin dublajlı film sevmesi benim de altyazılı tercih etmem yüzünden orta noktada buluşamadık ve yerli film izledik. Bazıları gibi "amaaan Türk filmi izlemem" triplerim yok. Bu filmler kötü olsa da para kazanmalı tekrar film çekmeye, Türk sinemasını ilerletmeye motivasyonları olsun.

"Kurtuluş Son Durak" güçlü kadrosu nedeniyle vasat üstü-iyi kıvamında beklediğim bir filmdi. Ne yazık ki öyle olmadı. Bir kere senaryo çok kopuk. Verilmek istenen mesajlar var evet ama başkalarının yaşam hakkı ihlal edilerek kadın hakları öne çıkarılmaya çalışılıyor. Belli ki senarist / hikaye yazarı filmden önce bir kadın kollektifi ya da kadın çalışmaları biriminden yardım almamış. Kafasına göre tasarlamış. Vermek istediği mesaj da senaryayo yedirilemeyince ya da kendi içinde çelişince ortaya ne yazık ki vasata belki yaklaşır belki yaklaşmaz bir film çıkmış.

Ayrıca tamam Belçim Bilgin şahane bir oyuncu değil ama kendisinin daha iyi performanslarını izledim. (bkz. Aşk Tesadüfleri Sever) Sanırım role girememiş. Çok kötü bir oyunculuk sergilemiş bence. Kadronun geri kalanı gayet iyi. Demet Akbağ'ın Ermeni Vartanuş Hanım rolü hakkında ekşi sözlük'te yapılan şu yoruma çok güldüm. :) Çok haklı bence. Senaristler vazgeçmeli bu bozuk Türkçeli Ermeni / Rum karakterlerden. Çok Ermeni, Rum, Yahudi tanıdım anadilleri Türkçe olduğundan mükemmel konuşuyorlar.

Kıssadan hisse; verdiğim para için acıdım doğrusu. Tavsiye etmem.

28.1.12

Dankek - Havuçlu Tarçınlı

Bu kek şu zamana kadar yediğim en başarılı hazır kek olabilir. Ben de birçokları gibi Issız Adam'dan sonra havuçlu tarçınlı kekin müptelası oldum. Normalde Portakal Ağacı'nın şu tarifinden de sık sık yapar afiyetle yerim ama üşendiğimde kurtarıcım kesinlikle Ülker bundan böyle. Hatta misafir geldiğinde bile "minik muffin kalıplarında yaptım" diye ikram edilebilir. :)

resim kaynak: ulker.com.tr

27.1.12

Freeman & Trendyol

Geçen haftalarda ilk kez Trendyol'dan alışveriş yaptım. Freeman kampanyasından vücut peeling'i ve ayak peeling'i aldım. Daha önce vücut ve ayak için hiç peeling kullanmamıştım.Styleboom 'uyılbaşı videosunda vücut peeling'inin önemini anlatırken izledikten sonra almamak olmazdı. :)


Vücut peeling'i çok güzel vanilya kokuyor. Hatta kokusu o kadar hoşuma gitti ki nemlendirici kullanmadım duştan sonra. Bilemedim hata mı ettim? :) Ölü derileri aldı götürdü bir güzel.

Ama esas bayıldığım ayak peeling'i oldu. Yok böyle bir etki. Gerçekten muhteşem! Tek kullanışta yumuşacık yaptı ve duştan sonra da vazelinleyip çorapla uyuyunca süper oldu. Bundan sonra asla bırakmam ayak peeling'ini!

Bu arada Freeman markasını da tavsiye ediyorum. Çok güzel kokuyor ürünler. Kampanyada bulursam başka ürünlerini de deneyeceğim.

resim kaynak: fishpond.com.au

4.1.12

2012

Düzenli olarak blog tutanlara imreniyorum. Keşke ben de yapabilsem... (vol.39494)

2012'ye girmeden wishlist mi desem beklentilerimi yazmak mı desem öyle birşey yapacaktım o bile gördüğünüz üzere yeni yılın 5. gününe kaldı. Ama gayretliyim bakın vazgeçmedim hehe :) 2012 benim için aksiliklerle başladı. Hani hep böyle gidecekse başlamasa daha iyiydi. Kalsaydım ben 2011'de.

Şu 2 hafta final haftam. Pazartesi günü vizesi kötü, geçmesi muğlak bir sınavım vardı. Cumartesi günü pazartesi teslim edilmek üzere yazdığım 11 sayfalık ödevimi kardeşim kontrol etmek amacıyla kendi bilgisayarına taktı. Gidiş o gidiş. Bilgisayarda virüs varmış, usb'imin içindeki herşey silindi. Ben tabiki neye şaşıracağıma şaşırarak 11 sayfayı tekrar yazmaya kalktım. Pazartesi sabah 5'e kadar uğraştıysam da bitiremedim. Aynı gün sınavım da olduğu için "yatıp uyuyayım da 2 saat 7'de kalkar çalışırım sınava" dedim ve 7'ye 4 alarm kurarak uyudum. Uyandığımda (anne içgüdüsü annem telefon ederek uyandırdı) saat 12:22 idi!!!!! Sınavım 13:00'te idi ve ben ne giydiğime bile bakmadan bir yandan çalışamadığımdan dersten kalacağım için ağlamaklı evden fırladım, okula gittim. Asistanları bir süre telaşa soktum. Sağolsunlar bana hocamla konuşmam için kolaylık sağladılar. Hocama durumu anlattım. O da rapor alabilirsem telafi sınavı yapabileceğini söyledi. O gün biraz uğraşla rapor alabildim ve önümüzdeki haftalarda telafi sınavına gireceğim. Ucuz atlattım, çok şükür. (Aslında hocalar finalde asla kolaylık sağlamazlar ama ben 2. sınıftayım ve bütün hocalarım beni tanıyor. Bugüne kadar beni öyle ağlamaklı ve kötü görmedikleri için zor durumda olduğumu anlayıp yardım etmek istediler. Normalde dünyanın en soğukkanlı insanı olduğum için. :))

Bu faciayı atlattıktan sonra 11 sayfalık raporu hala bitiremedim tabiki. Tekrar yazıyor olmak feci zorluyor. "bunu yazdım mı acaba?" ay kendimi tekrar mı ediyorum ki?" stresi kafayı çizdiriyor. Bugün hocamla konuşup önümüzdeki pazartesiye kadar müddet istedim. Sağolsun ödevimin silinmiş olması!!! ekstremliğinden ötürü tolerans gösterdi.

Dün akşam yine lanetli rapordan dolayı sabah 5'te uyudum. 10'da vizeden sonra hiçbir dersine gitmediğim ve hiçbir fikrim olmayan istatistik sınavım vardı. Yine klasik olarak 7'de kalkar çalışırım taktiğine geçip uyudum. Anneme de beni en kötü ihtimalle uyuyakalırsam 9'da uyandırması için tembihledim. Annem tam 6 kez aramış ve hiçbirini duymamışım. Uyandığımda saat 9:37 idi!!! Yine uçarak evden çıkarak tam 10'da sınav salonunda olmayı başardım ama hiç çalışamamıştım ve SPSS programına, istatistiğe dair en ufak bir fikrim yoktu. Bugün Facebook'ta ve Twitter'da yazdığım gibi 2012'de resmen ek kontenjandan yaşıyorum. Bugün de kadro varmış heralde ki :)))) adam notlarımız açık sınav yaptı ve arkadaşımdan aldığım notlardan bütün sınavı kafa yorarak, çıkarımlar yaparak tamamladım.

Bu belayı da savdım üzerimden bakalım sırada ne var? Hiçbir şey olmaması dileğim tabiki de ama o kadar stresli günler geçti ki bir sonraki güne uyanmaktan(???) resmen korkar oldum.

Herşeye rağmen ümidimi koruyorum ve 2012'den isteklerim var. Baya yüzsüz çıktım ben :)

*2011'in son çeyreğinde leyleği resmen havada gördüm. Gerek yurtiçi gerek yurtdışı kendimce güzel seyahat ettim. (Van depremi çok sevimli olmasa da...) 2012'de de leyleği hep havada görmek istiyorum. Çokça fırsatlarım olsun ve bunları gole çevirmek için param ve zamanım da elbette. :)

*Son zamanlarda çok boşladığım taraftarlık ruhumu canlandırmak istiyorum. 2 sene önce ne güzeldi voleybol, basketbol da dahil her maça giderdim.

*Seyahatlerle sarsılan bütçem 2012'de kendine gelsin lütfen. Daha çok bahis oynayayım, daha çok kazanayım ya da :)

*Derslerime devam etme sıkıntıma bir an önce çözümler üretebileyim. Derse gitme şevki gelsin. Düzenli bir uykuya geçebileyim mesela...

*Sürekli kitap alışverişi yapmak yerine biraz da stoğu eritme adına somut girişimlerde bulunabileyim.

*Aşık olayım, aşk olsun. Ama sevgilim olmasın. :) Çünkü şu yukarıda saydıklarım onla olmuyor ne yazık ki. Ben bir ilişki için hazır değilim henüz. Yaşasın özgürlük!!! (ah bu sözleri yutturma bana Tanrı'm!)

*Food Inc. izledikten sonra aldığım Burger King, KFC, Mc Donalds ve bilumum fast food restaurantlarında yemek yememe kararımdan yurtdışında mecbur kalmadıkça dönmeyeyim. Patates tüketimi için çok katı değilim ama etler lütfen hayatımdan çıksın!

*Kilo verme ve spor yapma kararlarım başarıya ulaşsın lütfen. En azından sağlıklı beslenme işini oturtabilsem pek şahane olacak.

*Tüm sevdiklerim çok sağlıklı olsun lütfen! Hastalık onlara uğramasın.

*Sulukule'ye daha çok gidebileyim. Bu dönemki gibi haftada 1 günle sınırlı kalmasın.

*Tez konumu netleştirip araştırmalara ufaktan başlayayım.

*Yüksek lisans yerine istediğim gastronomi okulu için net adımlar atabileyim. En azından net kararlarım olsun.

*Ülkem ileri demokrasi (!!!) diye adım attıkça, batmasın. Mümkünse hiç adım atmasın! N.Ç. davası, tutuklu gazeteciler, futbolda şike yüzünden içeride sağlığını kaybeden yüzlerce insan, namus cinayetleri, kadına şiddet, cinsiyet ayrımcılığı, "BAYAN" kelimesi kullanımı, depremler ve bu yüzden hayatını kaybeden, hayatının yönünü değiştimek zorunda kalan insanlar... olmasın. İnsanlar dili ve ırkı yüzünden benim adıma öldürülmesin! Silahlar sussun. Bu savaş artık son bulsun!
.
.
.

Uzar da gider sanki... En son dileğim de 2013'ü karşılarken bu listeye dönüp üstüne çizebileyim. :)

Herkese çok mutlu ve istediklerinin gerçekleştiği süper bir yıl diliyorum!

14.11.11

Yerin Yurdumdur Van

Kurban Bayramı’nda Van’daydım. Merkezdeki İl Özel İdare’de yardımları paketleyip, çadırkentlere gönderilmek üzere kamyonlara yükledik. Çadırkentte bayramlaştık, bayramlık paketlerden dağıttık. Mültecileri ziyaret ettik. Bozulan elektriklerini tamir ettik. Hiç bilmediğimiz bir dilde onların ihtiyaçlarını anlamaya çalıştık.




Van’ın merkezinde herhangi bir yıkım yok. (5.6’dan önceki manzaradan bahsediyorum.) Ama Erciş diye bir yer de yok. Erciş’te sağlam kalan 2 bina da muhtelemen son artçılarla yerle bir oldu. Kredi Yurtlar Kurumu’nun öğrenci yurdu pasta gibi çökmüş. Aralardan mavi çarşaflar, yataklar sarkıyor.

TEDAŞ binasında oturan Şükran Dağ’ın anlattıkları çok ilginç; “Ben bu binanın 2 katındaki 3 numaralı dairede oturuyorum. Ev sahibiyim, 8 yaşındadır bu bina. Bu binayı mütaahit değil, dört ortak kendileri yapmış. Ben bu evi aldıktan sonra çürük olduğunu öğrendim. Satmak için birçok emlakçıya gittim. Hiçbir emlakçı satışa yanaşmadı. ‘O bina çürük biz kimsenin vebaline girmeyiz’ dediler. Ben deprem anında çocuklarla bahçeye çıkmıştım, o yüzden kurtuldum. Bu binaya iskân raporu veren de şimdi AKP milletvekili olan Fatih Çiftçi’dir. O zaman belediye başkanıydı. Ölenlerin çoğu da binayı yapanların oğlu, gelini, torunlarıdır.”

Atatürk İlköğretim Okulu’nun müdürü Yusuf Bey kırılan kirişleri, yıkılan duvarı gösterip. “Bu gün Milli Eğitim Bakanlığı’ndan mühendisler geldi ve okulda sorun olmadığını ders yapabileceğimizi söyledi. Ben bu okula nasıl öğrenci alayım. Artçı depremler devam ediyor” diyor.

Merkeze, depomuza dönüp 1 gün boyunca yaptığımız erzak poşetlerini alacak kamyonu bekliyoruz, gelmiyor. Biz de Van Belediyesi’nin deposunda çalışan arkadaşlara destek vermeye gidiyoruz. İşte o zaman yardım trajedisinin arkasındakileri görüyoruz. 2 bölümden oluşan çok büyük bir depo. Depremin olduğu ilk zamandan beri gelen yardımlar burada toplanmış daha doğrusu yığılmış. Deponun arkalarına ulaşmak için kendimize zar zor yol açıyoruz. Yığıntı öyle bir halde ki üzerlerinde dolaşıyoruz. Battaniyelerin, halıların, giysilerin altında kalan erzakları çıkarıp ayırmaya çalışıyoruz. Ne yazık ki boşa kürek çekiyoruz. Burası öyle bir hal almış ki yüzlerce insan aylarca düzenli çalışırsa ancak düzenlenir. Ama bu insan gücü ve koordinasyon maalesef Van’da yok. Bu yardımların çürüyeceği besbelli. Önümüzdeki aylarda olmadı önümüzdeki yıllarda Uğur Dündar’ın televizyonlarımıza “skandal” başlığıyla konuk edeceği depodayız muhtemelen.

Van’da her depremzede çadır alamıyor. Eviniz yıkılmadıysa zaten hiç şansınız yok. Kızılay elindeki çadırları bir şekilde dağıtıyor geri kalan çadırlar için depremzedeleri çadır sırasına koyuyor. Eğer şanslıysanız ve sıra gelirse çadır alıyorsunuz. Sıranın neye göre yapıldığı ve nasıl işlediği konusunda ise bir fikrim yok. Bu arada Kızılay çadırı almak demek aynı zamanda yardım almak da demek. Eğer çadırınızın üzerinde Kızılay logosu varsa erzaklar ve diğer yardımlar öncelikli olarak size geliyor. Erciş’te ziyaret ettiğimiz, evinin ortasından fay hattı geçen 8 aylık hamile bir kadın da 3 gün sonra çadır alabildi. Belediye, kriz masası ve valiliğe yaptığımız çeşitli baskılar sonucu. Naylon çadırdaysanız kaderinize teslim oluyorsunuz. Zatürreden ölen 8 yaşındaki Deniz gibi…

Kızılay’ın insanları sıraya koyduğu, beklettiği çadırlar nerede bilmiyoruz ama 5 TL’ye atılan boş sms’lerin, internet sitelerinden yapılan 55 TL’lik erzak paketlerinin hangi ambarda çürüdüğünü ve dağıtılmadığını,


Van Valisi’nin acil yardım çağrıları yaparak istediği gıdaların nerede olduğunu biliyoruz.

Van’ın bundan sonra koordinasyona, giden 7 depo yardımı dağıtacak, ayıracak insanlara çok ihtiyacı var. Bunlar olmazsa… Ne olacağını biliyoruz.

5.11.11

Evin Evimdir Van


Gören, okuyan da sanacak ki seyahat blogu tutuyorum. Nedense bir yerlere giderken yazasım geliyor. Bu sefer önceki gibi eğlence yok. Van'a gidiyorum bayramın ikinci günü. Son günü dönebilmek, az kalıp çok işler yapmak, işe yaramak ümidiyle. Sağlıcakla...

image source: sakaryakampus.com

4.9.11

Umudum yarınlarda... TATİLDEYİM!!!! :)




Bu yaz çok çalıştım. Geç gelsin güç olmasın bir tatili hakettim. 10 gün boyunca Yunan illerinde geziyor olacağım. Dönüşte görüşürüz... Umarım. :)

Fotoğraf: balkanskidom.com

18.7.11

Ben bazen...

Şansımı zorluyorum. Çok istediğim ama olmayacak birşeyi oldurmak için "Ya bu benim için bir fırsatsa? Ya bunu lehime çevirebilirsem? Ya burda benim ille de birşey yapmam gerekirse?" diye yırtınıyorum. Sonra karşımdaki mi bıkıyor yoksa ortada kimsenin bıktğı yok da benim hüsnü kuruntum mu bilmiyorum. Ama bazen her insana bir umut gerekli değil mi yaşamak için?

Bir de bu aralar sebepsiz çok gerginim. Belki kardeşimin bana sıçrayan "before marriage" sendromu. Yakınlarıma illallah getirttim. Sürekli ilgi istiyorum. Beni 2-3 aramasınlar ben de "beni istemiyorlar herhalde" diye kurup aramıyorum onları. Sonra buluşunca vay babaananan kemüğüne... Bir trip atıyorum çocuk gibi bir laflar sokuyorum ergen gibi. O anda farkında olmuyorum ama bak şimdi düşünebiliyorum. Ben de istiyorum herkes gibi uysal uyumlu olabilmek. Yoksa ben kendimi kendim gibi kabul edemiyormuyum? Yeniden psikiyatristime görünsem iyi olacak gibi.

Bugün Sulukule Gönüllüleri Derneği ile Sulukuleli çocuklarla çalışmaya başlıyorum 2 hafta için. Zor ama güzel bir deneyim olacak sanki.

8.7.11

Dr. Beckmann Renk Koruyucu Mendiller



Bir insert'le gelen 2 adet renk koruyucu bu mendili zamanımın ve imkanımın olmadığı bir gün kullanma gafletinde bulundum. Renkli çamaşırlarla beyaz t-shirt'leri beraber yıkadım. Sonunda iddia ettiği üzere renkler karışmadı ama beyaz tshirtler anne deyimiyle "dalak" gibi oldu ve eskisi kadar beyaz değil. Napsam da olmuyor.


Ola ki bu mendillerden alırsınız ya da kullanırsanız diye bir yazayım dedim. Siz siz olun en fazla bunlarla açık renkli ve koyu renklileri bir arada yıkayın.

9.6.11

Serenad



İlk çıktığı zamanlarda alıp okumaya fırsat bulamadığım Serenad'ı az önce bitirdim.


Kitap sıkıcı değil, okutuyor kendini ve sonunda bitiyor. Ama "üff harika, muhteşem, okumalısınız mutlaka" diyebileceğim bir kitap değil. Bu da tabiki benim okumadan önce birçok yerde kitaba övgüler yağdırılmasını okumamdan kaynaklanıyor. Ben bir kitap / film için bir yerlerde bu şekilde yorumlar okursam önceden, kesinlikle beklentilerimi çok yükseltiyorum ve beğenmiyorum. Kitabı aşırı beğenmememin bir diğer sebebi de daha önce yazarın "Leyla'nın Evi" kitabını okumam, çok beğenmem ve onunla kıyaslamam.


Güzel olan kısmı şu ki kitabın, bizim gibi apolitik ve tarih bilinci eksik Türk gençlerine yakın tarihi öğretiyor. Kitaptan öğrendiğim çok şey var tarih adına.


Az önce ekşisözlük'ten kitabın tüm yorumlarını okuğumda farkettim ki ben kitabı alırken nasılsa annemin kartı diye fiyatına dikkat etmemişim ama 27 TL bu kalitede bir kitap için (içerikten bahsetmiyorum kapak, baskı, dizgi vs.) çok fazla. Doğan Kitap'ın bir titreyip kendine gelmesi gerek bence.

27.1.11

Missy'den Hediye Var!

Missy güzel bir paket yapmış izleyicileri için.

Buradan buyrun.

22.1.11

Dermokil'den Kampanya Var!

Az önce Lig TV'de maç bitince reklamlar serisi başladı.Bu reklamı da orada gördüm. (Bir maç kanalına neden bu reklam verilir onu da anlamış değilim ya neyse.) Dermokil
kullananınız var mı bilmiyorum ama ben daha önce de blogda el kremini tanıtıp memnun olduğumu söylemiştim.

Eğer denemek isteyen varsa güzel bir kampanya olduğunu düşünüyorum.

21.1.11

Bu Aralar

Tatildeyim.Okulda 1 dönem bitti.Bol bol dinleniyorum.Ama ne dinlenmek.Saatlerce uyuyorum,yemek yiyorum,sonra yine yatıyorum arada 1-2 dizi izliyorum yoksa bilgisayar başında zaman çürütüyorum.Evet çok faydalı şeyler değil ama benim bunları okul zamanı yapmaya vaktim olmuyor.Ne boş boş yatabiliyorum ne çokça uyuyabiliyorum ne uzun uzun yemek yiyebiliyorum.

Ayşe Kulin'in yeni çıkan kitaplarını sipariş verdim bugün Hepsiburada.com'dan.Bakalım,bekliyorum.Daha faydalı birşeyler yapacağım kitaplarım gelince.Daha önceki 2 kitabı da okuduğum için merak ediyorum serinin devamı nasıl olmuş diye.

Bugün bir film izledim: Jack Goes Boating IMDB puanı yüksek falan değil.Filmekimi'nde gösterime girmişti.Ama ben bilet bulamamıştım.Sonra unuttum gitti.Bugün izleyecek film ararken buldum tekrar.Dümdüz,aksiyonsuz bir film.Ama başroldeki Jack ruha dokunuyor bazen.Bence izlenmeye değer.Özellikle Jack çok tatlı küçük Osman'la beraber eve alasım geldi. :)
Yağmurlu bir günde üzerinize battaniye çekip izlemelik bir film.

Benden bu kadar.Şimdilik.

13.1.11

Şuşu

İnternette çokça vakit geçiren birisi olarak daldan dala bir çok siteye atlarım,tıklarım,bakınırım.Yine gezinirken ne alaka bilmiyorum BÜMED'in sitesinde buldum kendimi.Sol barda bir kadın resmi,genç,çok hoş gülümseyen,kendinden emin...Başlıklar...Acı kayıp,çiçek yerine burs fonuna bağış...

Meraklı kimliğime yenildim,Şule Taral Ayral'ı Google'a yazdı parmaklarım.İş dünyasındaki başarılarından sonra bir blog çıktı karşıma.Şule'den Haberler miş ismi de.Şule Hn.a Şuşu diyorlarmış yakınları.

Şuşu Boğaziçi mezunu,kariyerinde zirvede bir iş kadını.Kariyerinin doruğunda o illet hastalığa kapıldığını öğreniyor bir tesadüf sonucu.Ateşinin çıkmasıyla hastanede alınca soluğu hastane macerası o gün başlıyor işte.Hani bir düşünün yarın tahlile diye işten izin alıp hastaneye gidip sonra hayatınızın bir parçası yapsanız hastaneyi...Sonra malum: kemoterapiler,ilaçlar... Herkesin bu hastalığa en iyi çareyi aradığı gibi o da soluğu Almanya'da alıyor.Bir süre Essen'de tedavi görüyor.Şuşu o kadar şanslı ki onu çok seven bir ailesi var.Onlar da varı yoğu katıp taşınıyorlar Essen'e.Sonra mutlu son oluyor Şule Hn. iyileşiyor ve İstanbul'a dönüyor.Herkes çok mutlu.Zamanla hayat normale dönüyor.Şuşu işine geri dönüp çalışmaya bile başlıyor.Bunları nerden mi biliyorum? Blogu sonundan başına bir roman gibi okudum çünkü.

Herşey çok güzel giderken,bütün sıkıntılar geride kaldı derken ve Şuşu normal hayatına dönmüşken ansızın bir karaltı çöküyor yine herkese.O illet geri dönüyor ve bu sefer pençesine alıyor Şuşu'yu.Sonrası malum...

Şuşu'yu tanımadım ben.Ama o blogu geriden doğru okudukça "hayır olamaz,olmamalı" demekten kendinizi alamıyorsunuz.Son yazılara gelmek,okumak istemiyorsunuz.Çok sevilen biriymiş.Hem ailesi hem yakınları herkes bir olmuş onun için.Herkes çok inanmış ona.O da kendine tabi.Ama başa çıkamamış işte.

O günden beri boğazımda bir yumru var.Blogun büyük bir kısmını Şuşu'nun ablası Alev Hn. yazmış.Benim de kardeşim var.Kendimi onun yerine koyunca çok ağır geliyor işte.Gitmiyor bir türlü o yumru...Bu hikayeyi bulduğum günün öğleni kalkmıştı cenaze.Keşke daha önceden bulsaydım diyorum.Benim mezarlık ziyaret etme adetim yoktur hiç.Ama bir zaman yaratıp dua edeceğim kendisine.Henüz tanımadığım ve muhtemelen tanımayacağım ailesinin acısını paylaşacağım.

Ruhun şad olsun Şuşu...

19.12.10

Seninki kaç santim? - Greenpeace

Seninki kaç santim? - Greenpeace: "2050’de dünyadaki balık stokları tükenecek. Denizleri hala sonsuz bereket kaynağı olarak görüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Büyük balıkların %90’ı çoktan yakalandı. Toplam balık stoklarının %60’ı bitti. Gerı kalan %40 ise 40 yıl içinde son bulacak. Balıkların bittiği gün deniz yaşamı da bitecek."

10.10.10

Salad Station


Dışarıda salata yemek benim için her zaman sıkıntılı olmuştur.Çünkü içine yağ-sos koydurmam,peynir serptirmem,kruton koydurmam,iceberg dışında bir yeşilliği yemem vs. Tabi hal böyle olunca bunları garsona anlatmak hem beni hem de onu gerer.Çoğu zaman da istemediğim bir şekilde salata yemek zorunda kalırım.

Salad Station İstiklal Caddesi'nde önünden geçerken gördüğüm fakat denemediğim bir adresti.Sevgili Billur'un twitter'daki olumlu yorumlarını göz önünde bulundurarak artık bir diyet insanı olmam sebebiyle geçen hafta denedim.Sonuç: 10 puan!

Sistemi tam benim gibi kıl insanlar için.Herşeyini kendiniz seçiyorsunuz.Şefin önerilerini beğenirseniz onları da yiyebiliyorsunuz.Önce yaklaşık 10 çeşit yeşillik arasından yeşilliğinizi seçip sonra üzerine mısır,domates,salatalık,meyve gibi şeyleri koydurup sosunuzu seçiyorsunuz.Bu hali çok sade gelirse ızgara tavuk,somon gibi sıcaklar da ekletebiliyorsunuz.Ve kendi salatanızı yaratıyorsunuz.Valla ben bu fikre de uygun fiyatlara da Salad Station'a da bayıldım.Tek eksisi plastik çatal kaşık kullanmaları.Onlar da nazar boncuğu olsun.